Toplum ve Yaşam

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!

Çağımız bilgi çağı, bu nedenle etrafta hiç istemediğimiz kadar çok bilgi dolaşıyor. Ve ne yazık ki bu bilgilerin hiç de azımsanmayacak bir kısmı yanlış bilgilerden oluşuyor. Bu durum da haliyle bilgi kaynaklarına ve bilime olan güvenimizi sarsabiliyor. Peki siz ne kadar bilime güveniyorsunuz?

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!

Aslında neredeyse hepimizin bilime ve bilimsel bilgiye saygısı var, olmak da zorunda gibi. Çünkü evlerimizin aydınlatılması gibi çok basit şeyleri bile bilime borçluyuz. Yani bilimsiz bir dünya düşünmek günümüzde çok çok zor.

Buna rağmen bazılarımız bilimin ortaya koyduğu gerçeklere inanmamayı tercih edebiliyoruz. Çünkü hiçbirimiz bilim insanı değiliz. Bu nedenle de sürekli birileri birtakım bilgilere ulaşıp onları bize okulda ders olarak öğretiyor. Haliyle bilimsel bilginin ortaya çıkış sürecinden hepimiz izoleyiz. Madem durum böyle, bilim insanları bizi “güya keşfettikleri” şeylerle kandıramaz mı?

Aslına bakarsanız bu şekilde düşünen insanların sayısı hiç de az değil. Bunun en güzel örneklerinden birini COVID-19 döneminde görmüştük. Peki bilimin bizi kandırdığını ve bilime güvenmememiz gerektiğini düşünen insanlar haklı mı? Elbette değiller. Gelin neden haklı olmadıklarını ileri sürdükleri 4 miti açıklayarak görelim.

Mit 1: Bilim, Onu Finanse Edenler Tarafından Yönlendirilir

Bu mit son derece yaygın olan bir mittir. Belirli bir alandaki bilim insanlarının kendilerine fon sağlayan şirket veya kurumların etkisi altında olduğuna inanılır. Bu nedenle de bu bilim insanlarının ortaya koyduğu bilimsel çalışmalara güven duyulmaz. Fakat bu mite inanan insanlara da hak vermek gerekir. Çünkü tarih boyunca çeşitli endüstrilerin kendilerini destekleyen güya bilimsel bilgi yayınladıkları dönemler olmuştur. Örneğin daha önce tütün endüstrisinde araştırmaların manipüle edildiği saptanmıştır.

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!
Günümüzde hiç de azımsanmayacak sayıda insan, bilimsel çalışma sonuçlarının şirketlerin veya kişilerin fonlamasından etkilendiğine inanmaktadır.

Bu yüzden de insanlar, tüm bilim insanlarının fon karşılığında sonuçları saptırdıklarını düşünmektedir. Elbette bu iddialar doğru değildir. Bilim insanlarının araştırmalarını devam ettirebilmeleri için fona ihtiyacı vardır. Ve fon alan araştırma türleri genellikle birilerinin bu araştırma için fon sağlamaya istekli olup olmadığına bağlıdır. Bu da araştırma sonuçlarının önceden belirlenmiş bir sonuç elde etmeye yönelik olduğu anlamına gelmez.

Zira bilim camiasında araştırmanın etik ve titiz bir şekilde yürütülmesi herkesin yararınadır. Çünkü farklı bilim insanları sonuçları incelemektedir. Eğer ortada hileli bir durum varsa şirket yasal olarak sorumlu olur ve bu da şirketin kar durumuna olumsuz olarak yansır.

Yine de elbette hileli araştırmalar yapılmaya devam ediyor. Yayınlanan her çalışmaya %100 inanmalısınız gibi bir şey söyleyemeyiz. Fakat yayınlanan her çalışmaya ve bilimsel bilgiye de “Bizi kandırıyorlar” ya da “Aşılar kısır yapıyormuş” diyerek karşı çıkamayız. Böyle diyebilmek için çok çok güçlü kanıtlara sahip olmamız gerekir.

Mit 2: Bilim İnsanları Bizi Kandırıyor

Bilim ne zaman bazı insanların veya sektörlerin hoşuna gitmeyen sonuçlara ulaşsa, bu insanlar veya sektörler tuhaf bir yola başvuruyor. Dürüst bir şekilde bilimsel araştırma yapıp gerçekleri ortaya koymak yerine insanların duygularına dokunmayı tercih ediyorlar. Bu kişiler veya sektörler, bilimsel olarak temelsiz ancak insanların duygularına, ideolojilerine hitap eden yorumlar ortaya atarak halkı kendi çıkarları doğrultusunda kandırıyorlar.

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!
COVID-19 pandemisinde getirilen aşı zorunluluğuna karşı birçok ülkede görseldeki gibi eylemler düzenlenmişti. Eylem yapan aşı karşıtları, aşıların kürtajla alınmış fetal hücrelerden üretildiği, sakatlık ve hatta ölüme yol açtığı gibi birtakım fikirlere inanıyorlardı. Bu nedenle bilim insanlarına ve bilime güvenmiyorlardı.

Örneğin varlığına ve insanlık üzerindeki somut etkisine dair bilimsel onca kanıta rağmen, hala pek çok kişi COVID-19 pandemisinin bir aldatmaca olduğuna inanıyor. Ya da pek çok kişi, doğal olan her şeyin iyi ve sağlıklı, yapay olan her şeyin kötü ve sağlıksız olduğunu düşünüyor. Bu sebeple çok farklı beslenme stratejileri izleyen ve bunu ailelerine de uygulayan çok fazla insan var.

Ya da hala bazı insanlar büyük patlamanın, evrim teorisinin, iklim değişikliğinin ve hatta Dünya’nın yuvarlak oluşunun birer yalan olduğuna inanıyor. Fakat bilim, biz insanların neye inandığını hiç umursamıyor. Çünkü bu gerçekler doğanın kendisine içkindir ve doğru şekilde bakarsak onları görebiliriz.

Mit 3: Bilimsel Araştırmalar Yoluyla Sadece Tekil Gerçeklikleri Bilebiliriz

Bu mitin savunucularının kast ettiği aslında şudur. Evet, evrene dair bilgiler elde ediyoruz ama bunlar tekil gerçekliklerdir. Bilim insanları bunları yorumlayarak bilimin ötesine geçmiş olurlar. Onların yorumlarını doğru olarak kabul etmemeliyiz diye düşünürler. Kısacası onlara göre bilim insanları sınırı aşıp bilimle değil savunuculukla uğraşmış olurlar.

Ancak elbette ki bu inanış da doğru değildir. Eğer bilimi sorumlu bir şekilde yürütmek istiyorsak onu doğru bir şekilde değerlendirmemiz de gerekir. Ve bu değerlendirme sürecinde de o alanda çalışan bilim insanlarının rol oynaması gerekir. Çünkü onlar bu konuda uzmanlaştıkları için çeşitli hükümler verebilme yetkisine sahiptir.

Ozon tabakasında oluşan deliğin 1979’dan 2022 yılına kadar ne kadar değiştiğini gösteren bir görsel. Bilim insanlarının yorumu olmadan bu görsel tek başına pek bir anlam ifade etmez. Konuda uzman olmayan herhangi bir insan ozon tabakasında bir delik olmasının ne gibi etkileri olacağını kestiremeyecektir. Bu nedenle bilim insanlarının yorumuna ve öngörülerine ihtiyacımız vardır.

Mit 4: Bilim Sürekli Kendini Yanlışladığından Hakikate Asla Ulaşamayacak

Pek çok insan bilimin gerçek bir hakikate ulaşamayacağına inanıyor. Çünkü bilim tarihine şöyle bir baktığımızda başta doğru olan şeylerin sonradan yanlışlandığı birçok olayla karşılaşırız. Bu da bazı insanların şu anda doğru olarak kabul ettiklerimizin ilerde yanlışlanacağını düşünmelerine sebep oluyor. Madem bilim sürekli kendini yanlışlayıp duruyor, o halde neden tüm bunlara inanalım ki?

Aslına bakarsanız bilim kendini yanlışladığı için ona daha çok güvenmemiz gerekir. Çünkü bilimin ilerleme prensibi budur. Ortaya bir fikir atılır, bu fikir test edilir ve buna göre değerlendirilir. Daha sonra bu fikrin açıklayamadıklarını da açıklayan çok kapsamlı ve geçerli bir başka fikir ortaya çıkar ve eskisinin yerini alır.

Bilime tam da yanlışlanabildiği için güvenmemiz gerekir. Çünkü bilim bu sayede yeni fikirler ve hipotezler üreterek evreni anlamamızı sağlar.

Bir de bu mitte geçen “yanlışlamak” kelimesi bazı yanlış anlaşılmalara yol açabiliyor. Örneğin Einstein’a kadar Newton’ın ileri sürdüğü şekliyle evreni tanıyorduk. Her ne kadar Newton’ın fikirleri Merkür’ün yörüngesindeki tuhaflık gibi şeyleri açıklayamasa da genel kabul, onun fikirlerinin doğru olduğu yönündeydi. Fakat Einstein, Newton’ın açıklayamadığı şeyleri de açıklayıp kendi teorisini ortaya koymuş ve evrene dair bakış açımızı değiştirmişti.

Peki bu durum Newton’un fikirlerinin tamamıyla yanlış olduğu anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır. Çünkü hala Newton’un fikirleriyle uzaya gidiyor, makineler üretiyoruz. Hem Einstein, kendi teorilerini ortaya atarken Newton’un fiziğine de uymak zorundaydı. Einstein’ın yaptığı Newton fiziğini birkaç adım daha ileri taşımaktı aslında. Ve ilerde Einstein’ın fiziğini de birkaç adım daha ileri taşımamız gerekebilir. Ama bu durum Einstein’ın yanlış fikirler öne sürdüğü anlamına gelmeyecektir.

Sonuç olarak;

Bilime hala güvenebiliriz ve hatta güvenmeliyiz de. Çünkü bilim ve bilimsel düşünce, çok uzun zamandır gerçeğe ulaşma yolundaki elimizdeki en iyi yöntemdir. Ve gerçekliği seçme şansımız yoktur. Biz gerçekliği gözlemleyen insanlar olarak kusurlu olsak da bilim kendini her zaman düzeltecektir. Bu noktada bize düşen şeffaf bir şekilde bilim üretmeyi desteklemektir.

Kaynaklar ve İleri Okumalar

Matematiksel

Melike Üzücek

Ankara Fen Lisesi'nden mezun oldum. Araştırma yapmayı ve sorgulamayı seven biriyim. Matematik ve biyoloji başta olmak üzere felsefe, astronomi, modern fizik ile ilgileniyorum.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir